Fanarqatar Üniversiteleri

Eğitim Portal Sitesi

Pazartesi

2

Mart 2015

0

COMMENTS

21 maddede hepimizi döven adam Cüneyt Arkın

Written by , Posted in Genel

Bugün Kara Murat’ın, Malkoçoğlu’nun, Dünyayı Kurtaran Adam’ın yani Fahrettin Cüreklibatur’un doğum günü! Biz onu Cüneyt Arkın olarak bildik, sevdik ve yıllarca seyrettik. O bir Yeşilçam efsanesi, o hepimiz için bir kahraman. İyi ki doğdun büyük usta!

usta aktör Cüneyt Arkın, oynadığı kahramanlık filmlerindeki rolleri ve oyunculukta kendine özgü üslubuyla Türk sinemasında aşırı hususi bir yere sahip. Filmogrofisinde yüzlerce film bulunan Arkın, bazan zaman romantik bir aşık, bazan süre yürekli bir komiser bazen zamansa düşmanları tek tek dize getiren kahraman bir Türk akıncısı şekilde karşımıza çıktı. Büyük ustanın filmlerindeki orijinal dövüş sahneleri ise, onun filmlerini öteki filmlerden ayıran en önemli unsurların başında geliyor… işte Cüneyt Arkın\`ın Türk sinema tarihine kazınmış, unutulmaz sahneleri eşliğinde hususi bir \”Döverim ulen\” listesi. sebep mi özel? nedeni ise bu sefer kendisi anlatıyor hikayesini. www.cuneytarkin.com.tr sitesinde kendi kaleme aldığı biyografisi ve unutulmaz sahneleriyle, efsanenin doğuşuna tanık oluyoruz…\”1937 yılının Eylül ayında Eskişehir\` de doğdum. ilk anılarım ablamın melankolik şarkıları, babamın akşamüstleri bahçeyi sularken içtiği rakıya karışan kızgın toprağın, güneşin ve çiçeklerin kokusu oldu. Annem topuklarına kadar uzun saçlı bir kadındı ve gizli gizli ağlardı. Biraz daha büyüyünce günlerim çiftlikte geçmeye başlanıyor. Toprağa karışmış kalın tenli, kaba, kara, büyük elli bayan ve erkekleri seyrederdim tarlalarda. Akşamüstleri bir yel uğuldardı kulaklarımda. Uçsuz bucaksız ovadan geçen treni karma karışık özlemler, korkular, isteklerle beklerdim. Bu benim ilk yalnızlık duygumdu. Ve sonra daima yalnız kaldım.\”
2.mektep mt. tarla mı?\”Anam beni Eskişehir Necatibey ilkokuluna yazdırdı. Ne korkunç, diye mırıldanıyordum kendi kendime. Beni topraktan ayırmaya hakkı yok diye gece olduğunda şehirden kaçıp, büyük ırgat ateşleri arasında uyuyordum. Bu anamı üzüyor, babama kıvanç veriyordu. Bir erkek okuyup da ne olacaktı ki. yine de ilkokulu normal bitirdim. Zaten ders kitaplarından çok aşırı kimsesiz çocuk romanlarıyla, taşı toprağı altındır diye istanbul\`a kaçan ve adamı topuğundan vuran canilerin hikayelerini okumuştum.\”
3.Kitaplar
Eskişehir ortaokulunda her zaman pencere kenarında oturup irak dağlara baktım. Eskişehir Lisesinde öteki bir dünya bulmuştum. Kitaplar, kitaplar… Sait Faik, Orhan Veli, Panait ıstrati. fasıla sıra yazıyor, dergilere gönderiyor ve boyumdan büyük hayaller kuruyordum. \”
4.Film şeridi\”üniversiteye kadar tam bir bozkır hayatı. aşırı az toprağımız vardı. Ağılımız vardı. Sinemaya dahi çok aşırı zor giderdik. Ablam beni, Eskişehir\`de Sakarya caddesindeki sinemaya götürür ve tembih ederdi. \”Beşe çeyrek kala çıkacaksın\” sorunu. Filmin finalini seyredemezdim. sonraki zamanlarda bir mercek buldum. O kopan filmlerden ayna ile merceğe fer verir ve gösteri yapardım.\”
5. üniversite\”Babam üniversiteyi okumamı istemiyordu. çünkü o zaman ailenin ekonomik derdi başlamıştı. Pazarcılık da dahil bir aşırı iş yapıyorduk. Maddi sıkıntımız vardı. Benim babama büyük yardımlarım oluyordu. Bu nedenden beni yanından ayırmak istemiyordu. ancak annemi ve ablalarım okumamı çok fazla istiyorlardı. Sonunda rızasını aldık. \”
altı. Sinema makinesi\”Mevki ekspres bileti kestiriyorum. içimde üzüntü var, heyecan mevcut. çıkıyorum yola… istasyonlar birer ikişer geride kalıyor, kompartımanda büzülmüş düşünüyorum. Yıllar evvela bir defa babamla gelmişim istanbul\`a. O seyahatten hatırımda kalan bir tek şey mevcut: Sergi Sarayı\`nın o taraflarda galiba endüstri sergisinde olacak bir sinema makinesi görmüştüm. Babam aşırı istememe rağmen makineyi alamamıştı.\”
7. Haydarpaşa\”ilk defa gurbete çıkıyorum. istanbul\`a gelişme, tıpkı ilk filmim Gurbet Kuşları \`ndaki gibidir. Haydarpaşa’ya geldim, valiz, yatak ve yorganımla. Sirkeciye geçtim. O gece otel de kaldım. Ertesi gün imtihana gireceğim. Ders çalışıyorum. Bir ara kapı açılıyor ve bir adam geliyor. Biraz sonra bir tanesi daha, az sonra biri daha. Odada dört yatak mevcut. Biz de dört kişiyiz. Hiç tanımadığım, bilmediğim üç adam. Gece yarısı biri \”ışığı kapa\” diyor. \”Ağabey, ders çalışıyorum\” diyecek oluyorum, bir başkası kalkıp düğmeyi çeviriyor. Zifiri karanlıkta yolumu bulup aşağıya iniyorum. Elime bir mum tutuşturuyorlar. Mumun ışığında ders çalışırken kendi kendime ant ediyorum: hekim olunca hastanenin ışıklarını hiç söndürmeyeceğim.\”
8. Geçim derdi\”Sabah imtihana girdim. Sonra neticeleri aldık. üçüncüydüm kazananlar içinde. sıkıntılı şartlarda müthiş bir mücadele veriyorduk iyi talebe olmak için. altı şahıs bir araya gelip Akdeniz Caddesindeki 74 numaralı apartmanda bir kat tutuyoruz. çocukların dördü Yüksek Ticaret\`te, bir tanesi de Dişçilik\` te okuyor. Adam başına 45 lira düşüyor. Bir süre sonra kiraya zam yapılınca ev kiramız 70 lira olmakta. Derslere sarılıyorum, boş vakitlerimde herzaman \”Nasıl geçineceğim?\” sorusuna yanıt aramakla geçiriyorum.\”
9. Gençlik\”Eğlence ve içki yoktu yaşantımızda. sürekli çalışıyor ve o dönemde çıkan Varlık dergisini alıyorduk. Kendi paramızıa amaç diye bir dergi çıkardık. Cemal Süreya, Erdal öz, Muzaffer Buyrukçu, Kemal özer\`le tanıştık. Ben hikayeler ve şiirler yazmaya başladım. yurt gazetesinde sayfa hazırlardık. Aramızda bir zengin çocuğu vardı. Meyve alır ve bizden gizli gizli yer, kabuklarını yatağın altına atardı. Ayın 10 beşi dedi mi paramız biterdi. Sarayburnu\`na gider zoka atardık. Her gün birimiz gider palamut miktar gelirdik. \”
on. \”Yahu Fahrettin…\”\”1963 yılında Artist mecmuasının sinema artisti yarışmasında birinciliği kazanıp da sinemaya ilk adımı atınca, ilk şekilde babamdan aldım lanetleyici mektupları. Arkasından arkadaşlarımın bitmeyen tükenmeyen kıncı latifeleri geldi: \”Yahu Fahrettin öteki işin yok muydu da artist oldun. Senden de artist olur mt.?\” diyerek beni her fırsatta iğnelerler, kahrederlerdi. \”
11. hekim Fahrettin\”diğer arkadaşların okulları bitti. Ben Balo sokağında bir bodrum katına taşındım. rutubet arasında, insanların ayaklarını görebildiğim bir pencere, o kadar. lakin bu devre benim için en üretken zamanlar oldu. çok fazla güzel hikayeler yazdım. Sonra Bülent Ecevit\`in de yazdığı Pazar Postası çıktı. Hem siyasi, hem edebi ve fikri bir dergiydi. çoğunlukla hemşirelerin yaptığı bir meslek bulunmaktadır: Hasta beklemek. nakit kazanmak için o işi yapıyordum. Bir gün Aksaray tarafındaki bir eve gittim. Yemek vakti geldi, beni de çağırdılar. Gittim. Ev halkı sofraya oturmuştu. bir tanesi beni alıp mutfağa götürdü. birden bire olduğum yerde sallandım. Benim yemeğim mutfaktaydı, orada yiyecektim. Düşünün o sırada doktor olmak üzereydim. Gençtim, tecrübesizdim ve tepeden tırnağa da gurur doluydum.\”
12. \”Fahrettin sende inanılmaz bir şey var…\”üniversiteyi bitirdim, Eskişehir\`e geldim. Orda Halit Ağabey ile tanıştım. tan Bekçileri\`ni çekiyordu, Göksel Arsoy ile. Sonra ben ihtisası beklemeye başladım. çalışıyorum fakat ihtisas olmayınca öğle yemeği bulunmaz, akşam yemeği yok, para bulunmamakta. Bir yoksulluktur, garibanlıktır gidiyor. Bir evlilik var başımızda o zamanlar. Suadiye de oturuyoruz. Bir akşam Halit Ağabey ile karşılaştım \”Yahu bir film çekeceğim\” dedi bana. Gurbet Kuşları \`ndan bahsetti, bir doktor rolü vardı. Halit ağabey daha o filmde keşfetmişti, \”Yahu doktor sende inanılmaz bir şey var. \”
13. Açlık günleri\”ilk filmimden elime geçen 500 lira ile fakat üç ay yönetim edebildim. Sonra yine açlık günleri başlandı. Yeşilçam\`da belki iş verirler diye yazıhane dolaştığım günlerden birinde Aziz Sarıkaya\`ya uğradım. Belki bir iş verir diye düşünmüştüm lakin yanılmışım. Odasında olduğu halde bana kendisini \`bulunmaz\` dedirtti. Bozuk bir moralle, cebimde iki buçuk lira olduğu halde, Taksim\`den Karaköy\`e kadar yürüdüm, vapura bindim. Yorgundum, fakat son paramı tüketmeye gönlüm razı gelmiyordu bir türlü. Kadıköy\` den, Suadiye\` deki kayınpeder evine yürüye yürüye gittim.\”
14. Binicilik\”Medrano Sirki\`nde Rus kazakların atlarına baktım, karşılığında binicilik derslerimizi aldım. Parende atmasını öğrendim cambazlardan. Ter kokulu havlularını kurutup peşlerinde koştum. Sirkte bulunanların çoğu benim artist namzedi olduğumu öğrenmişlerdi.\”
15. Ufak bir numara\”Bir gece program bittikten sonra şimdi ismini pek hatırlayamadığım ama çok aşırı sevdiğim akrobatlardan bir tanesi yanıma geldi, \”Gel, seninle biraz çalışalım\” dedi. \”Sana ufak bir numara göstereceğim ve bütün filmcilik hayatında bu numaranın büyük faydasını göreceksin\”. Onunla tam iki saat çalıştık. Ertesi gece yine, daha ertesi gece yine derken, kendimde bir fevkaladelik hissetmeye başladım.\”
16. Başrol\”O çağda Türk sinemasında başrol oyuncuları gerçek tipler değildi. lakin çevresindeki insanlar yaşıyor. tüm destekçi rollerdekiler, hepsi yaşıyor. Biz başrolcüler gerçek dışı.\”
17. Romantik bir jön\”O sıralarda Suat Yalaz\`ın çizgi romanından Karaoğlan filmi yapılmak isteniyor. Ben de o zaman piyano çalan, keman çalan romantik bir jönüm. ama yine bir Kıbrıs filminde, Remzi Jöntürk\` ün teklifiyle biraz avantür koyduk. bayağı tuttu ve iyi yapıldı.\”
18. Karaoğlan\”Ben sinemaya başladığımda çok aşırı basit hareketler vardı. Biz o zaman parendeler attık, havalarda uçtuk. Biraz dinamizm getirdik sinemaya. Ben de ona güvendim, Karaoğlan\`da oynarım diye düşündüm. \”
19. Gözleri ömre bedel\”Yeşilçam\`dan kaçmaya, \`elveda sinema\` demeye hazırlanırken ülkü Erakalın çıktı karşıma. ‘Bana Gözleri ömre Bedel’ filminde şans tanıdı. Adım bir anda tüm memleketimiz\`ye yayıldı ve şöhretin kapıları önümde ardına kadar açıldı.\”
20. EfsaneSonrası mı? Sonrasını hepimiz biliyoruz. Bir çoğu Türk sinema tarihinin kafa eserleri arasında yer piyasa 300\`e yakın film ve art arda gelen sayısız ödüller. Cüneyt Arkın\`ın başarı dolu sanatçılık hayatının yanı sıra, \”Alkol, Uyuşturucu ve Gençliğimiz\” konulu konferanslarla bütün ülkemiz\`yi gezerek, istikbal nesilleri bilinçlendirmek için yaptığı çalışmalarla da her insanın hayatında ayrı bir noktayı var.
21. Bir şiirYeşilçam\`ın dev ismi Cüneyt Arkın\`ı kendi kaleminden anlatmaya çalıştığımız bu listeyi gene kendi kaleminden satırlarla fakat bu sefer kendi yazdığı bir şiirle sonlandırıyor ve nice mesut yıllar diliyoruz! iyi ki varsın Malkoçoğlu!
\”çöplükte Bir Aç Martı
çöplükte bir aç martı
Beyazı kirlenmiş
dargın bakışlı bir çocuk bu gibi
Bulutları yok.
Denizleri bitmiş
Hapsolmuş gökdelenler arasına

zavallı
Kanatları düşmüş

Ya açlıktan ölecek
veya taş ve betondan ibaret
Koca şehrin pisliğini
Yiyecek

düş mi hürriyet?
hür, alabildiğince denizlere uçup gitmek, dereler, göller, dağlar, çimenler, ormanlar, tarlalar şehirler aşağıda
Gönlünün istediği yere gitmek

Küçücük bir kuş bile olsa
kıymet mi kir yiyerek yaşamaya?

birden bire
Uçtu martı
ümitsizce de olsa
Kavuştu gökyüzüne
Kendisi küçücük
Yüreği kocaman
öpüştü bulutlarla
Ha gayret
Sonra iki oldular, beş on yüzlerce
Binlerce onbinlerce çoğalarak
taraf yana
tıpkı hayallerle
umut, umut
Yaşama inadıyla
Dünyaları kat ettiler
Ve sonunda buldular memleketlerini

Küçücük bir kuş bile olsa
değer mi pislik yiyerek yaşamaya?
şimdi gökyüzünde martılar
Uçsuz bucaksız beyaz bulutlar bunun gibi
Aydınlatıyorlar dünyayı
nedeni ise
Hepsi
Birer hürriyet.\”

Pazartesi

2

Mart 2015

0

COMMENTS

Hülya Koçyiğit: Türkiye başkanlık sistemine hazır değil

Written by , Posted in Genel

Hülya Koçyiğit, Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Büyük Ödülü kazanmasına ilişkin, ‘Atatürk döneminde yaşayıp ödülü onun elinden alsaydım benim için en büyük onur bu olurdu’ dedi

Sinemada 50\`nci yılını geride bırakan ve geçen hafta Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Büyük ödülü\`ne değer görülen oyuncu ve Akil kişiler Heyeti temsilcisi Hülya Koçyiğit, \”Efendiler, mebus olabilirsiniz, bakan olabilirsiniz, dahası cumhurbaşkanı olabilirsiniz. lakin sanatçı olamazsınız\” diyen Atatürk döneminde yaşayıp bu ödülü onun elinden alsaydım en büyük haysiyet bu olurdu benim için\” dedi. Akil insanlar Heyetşi’ne ‘barışa inandığı için’ katıldığını belirten Koçyiğit, siyasete eskiden beri meraklı olduğunu söyledi.

Radikal gazetesinden hediye çağlayan’a konuşan Hülya Koçyiğit, “Türkiye’nin başkanlık sistemine geçmek için hazır olmadığını düşünüyorum” açıklamasında bulundu. Koçyiğit’in söyleşisinin tam metni şöyle:

Bu sene 50. yılınız. başka 50 yılını kutlayan var mı bilmiyorum.

Tabi daha da fazlaları var. Türkan, Fatma, Filiz… 50’şer yılı kaç yıl önce aştılar. Onlar bu gurur benden evvela yaşadılar. Erkeklerden de mevcut. mesela Cüneyt Arkın, Ediz Hun ile sanırım aynı dönem oyuncularıyız. Benimki Film Arası Dergisi’nin düzenlemiş bulunduğu saygı gecesi sebebi ile gündeme geldi.

Bir gururdur herhalde.

aşırı. Yani ben son senelerde hiç bir şey üretmedim örneğin. nerdeyse 7 yıldır hiçbir şey üretmediğim halde, hala her girdiğim yerde çok yoğun bir biçimde saygı ve sevgi görüyorum.

Bunu neye bağlıyorsunuz? Yani mesela şimdikiler balon köpüğü bunun gibi geliyor geçiyor hayatımızdan. Bu televizyonun etkisi mi? Televizyon starı oldukları için mi öyleler.

Ben biraz ona bağlıyorum. Televizyon çok aşırı tüketilen bir şey. Tüketime dayalı orada yapılan her şey. fakat sinema öyle değil. Sinemaya bir yapıt olarak bakıldı. çok fazla önemsendi. Ve o eser sonraki nesillere de intikal etti. Sonraki nesiller de o filmleri seyrederek büyüdüler. Onların hayatına dokundu o filmler. çok aşırı sevdiğimiz bir sinema eleştirmeni mevcut, Burçak Evren. Onunla Malatya Film Festivali’nde karşılaştık, dedi ki; “Sinemanın son starı sizsiniz Hülya Hanım”. “Hadi canım oradan, benden sonra oldukça çok star geldi ne demek istiyorsunuz siz?” dedim. Bana, “Bir düşünün, sayın starları” dedi. Ben de dedim; “Hülya Avşar var, muştu Ar var, Zuhal Olcay var”. O da “Onlar sinemanın starı değiller, sizsiniz. Bir dikkat edin, müjde nasıl meşhur oldu? Televizyonla ünlü oldu. ‘Aşk-ı Memnu’yla geldi. Arkasından bir kolonya reklamı yaptı tüm türkiye sarsıldı. O sinemaya daha değişik bir şey getirmiştir. Sinemanın yetiştirdiği bir star değil. Hülya Avşar da öyle, o kraliçe oldu. Tabi ki çok güzel filmler yaptı, ödüller aldı ama biz onu televizyonla tanıdık” dedi. Bana göre Zuhal Olcay, Hülya Avşar ve muştu Ar da bizden sonraki zamanın starlarıdır.

lakin iyi oyuncu olmak star olmak için yeterli değil bence.

Star olmayı bırakın ben iyi bir oyuncu olmak için yırtındım senelerce. Beni öyle ansınlar, iyi oyuncu desinler… mesela filmlerim yarışmaya girdiği süre heyecandan karnıma sancılar girerdi. iyi oyuncu olduğumu kanıtlamaktı benim derdim. Starlık bir gün gelip geçecek. Bu yıldız bir gün sönebilir. ama iyi bir oyuncu her süre kalıcı olur.

Siz siyaseti çok fazla m. seviyorsunuz? sebebi ise siz zamanında mebus adayı oldunuz. Sonra akil insan oldunuz. Sizin siyasete atılmanız gibi bir şey var benim kafamda. Doğru bir yargı mı yok ise haksızlık mı ediyorum?

Seninki bir algı. şöyle yaratmış oluyorum ben bu algıyı. Turgut özal alıştığım siyasilerden çok aşırı daha değişik bir adamdı. Dünyaya vizyon şekilde aşırı açık bir bakışı vardı. Amerika’da uzun yıllar yaşadı ve Amerikan Cumhurbaşkanı şekilde Reagan’ı gördü. Onunda aslında sinema oyuncu olduğunu bildiği için sinema oyuncusunun halkın üzerindeki etkisini çok iyi biliyordu. Ben de o yıllarda yaptığım filmlerle şunu demek istiyordum; Türkiye’de kadının sorunları var, hanım ihmal edilmekte. Türkiye’de kadının sağlık sorunları, çalışma sorunları mevcut. herzaman o tarz filmler yapıyordum. Yaptığım filmlerde kadının, kadınlığından çok insan yönünü vurgulamaya çalışıyordum. Eşitliğini vurgulamaya çalışıyordum. adalet arayışını vurgulamaya çalışıyordum, çalışan kadının kendi ayaklarında durması için ne tür fedakarlıklar yapması gerektiğini… Ben bu filmleri yaptığım için ve bu filmlerin arkasında duran bir sanatçı şekilde bu fikirleri müdafaa ediyordum. Dolayısıyla dikkat çekiyordu. “Madem bu yüreğiniz mevcut gelin bunu mecliste halledelim. Film yaparak yada gazetelere demeç verilerek bu sorunlar çözülmez. Bu hastalıkların çözüm noktayı meclistir Hülya hanım. Gelin bana iş arkadaşı olun, beraber çözelim bu sorunları” diye davet edildim ben. Bu şekilde bir çağrı olunca sen de bunu bir sorun, dert edinmişsen eğer, Türkiye’de kadın diye yırtıyorsan kendini, o süre “Hayır ben bunu yapmam” diyerek sırtını dönemezsin. O süre “Peki” demek durumunda kaldım. nedeniyse esas sinemanın sorunları vardı. Bir defa sinema sanatçılığı meslekten de sayılmıyordu. Eğlence dünyasının bir detayı bunun gibi sayılıyorduk. Sosyal sigortalı sayılmıyorduk falan. Bu sorunlar benim derdimdi. Dernekler kuruyordum. Sendika kurduk. tüm bunlar herzaman bunun öncüsü. Ankara’ya gidip başbakanın önünde “Bizim şu sorunlarımız var” diyen biri olunca siyasiler sana çok naturel şekilde böyle bir teklifte bulunuyor. Kabul ettim. Seçimlere girdik. Seçimlerde kazanamadım. Sen sağ ben selamet, ben görevimi yaptım dedim. Ben yine işimi yaparım.

Sonra bir daha hiç bulaşmadınız mı siyasete?

Tabi ki teklifler yapıldı ama ben hiçbir zaman meclise gireyim, mebus olayım diye düşünmedim. Amacım bu olmadı. Ben Turgut özal’a çok inandım. Başarabileceğine inandım. sebebi ise sebep inandım? ilk telif yasasını çıkardı. Bizi ilk rahatlatan yasaydı o. Kabul edişimde biraz o teşekkür de vardı.

Akil insan teklifi geldiği süre çok aşırı uzun düşündünüz mü?

Hiç düşünmedim.

Siz hangi bölgeye gidiyordunuz?

Marmara.

Kaç toplantıya gittiniz?

Hepsine gittim. Her tür insanla fakat maksimum da şehit aileleriyle beraber oldum. enfazla onları ziyarete gittim. sebebiyse onların hiç unutulmamaları gerekiyor. Onların yanına gittim. Onların bu meseleye ne kadar çok aşırı ciddiyet verdiklerini gördüm. Benim ellerimi tutarak teşekkür ettiler. Ve dediler ki “ bundan sonra analar ağlamasın. En son ağlayan ana ben olayım”. bir tanesi dedi ki “altı ay önce çözüm süreci olsaydı benim evladım belki bugün yaşardı”. Bitsin diye dualar ediyorlardı.

Hiç tepki gösteren oldu metre?

Tepki gösterenler oldu. Belirli gruplar vardı. Bazı partilerin gençlik kolları… O kadar üzüldüğüm anlar oldu ki bazan gözlerimden yaşlar geldi. Dedim ki “O elinde salladığın bayrak mevcut ya, bir gün o bayrağa beni saracaklar. öyle gömecekler beni.” Ben bu bayrağın şerefini hiçbir şekilde yere indirebilir miyim? Tam tersine ben o kadar çok aşırı vatanımı seviyorum ki; vatanımın toprağını, vatanımın insanını seviyorum. herkesin mutluluk içinde yaşamasını istiyorum. bundan böyle bu savaşın bitmeli. Birbirimizi öldüre öldüre bitiremeyiz. Madem bunun bir çözümü var, olabiliyor. Devlet buna karar vermiş. Bu kadar yıldır buna mücadele eden Kürt siyasi hareketi savaşı durdurmaya karar vermiş. Madem böyle bir umut mevcut. Ben de bir damla katkıda bulunabilirsem ne mesut bana. Ben ne yaptım bununla birlikte? Gittim halkı dinledim.
Benim en merak ettiğim bölümü şu, sizi “akil insan” olarak atadıkları süre bir toplantı oldu ve siz gidip böyle böyle konuşacaksınız ve kullanmakta olanları ikna edeceksiniz mi dediler? olmadan her şeyi sizin insiyatifinize mi bıraktılar?

Hayır, bize söylenen herhangi bir şey de bulunmamaktadır. tam tersi bu ekip gruplar halinde gidip kamu toplantıları yapın. kamu ne diyor? Ne düşünüyor? Ne için itiraz ediyor? Bunu nasıl bir çözüm olarak öneri ediyor. Halkın nabzını tutun. kamu çözüm fikrini kendi arasında tartışsın. Bu tartışmanın neticesinde ne geliyor? Halktan bir öneri geliyor metre? halk istiyor m. böyle bir şeyi?

Sizin izleminize göre istiyor m.?

istiyor. çoğunluk istiyor. adi istiyor hem de. Barışı, çoğunluk istiyor. fakat herkes barışı istemiyor. Bu bir gerçek. ekseriyet istiyor. Acı çekenler istiyor. şehit anaları istiyor.

şimdi ikinci devir olacakmış doğru metre?

olabilmekte. ama yalnızca akil insanlarla olmamalı. Bence mahalli halk, akillerin yerine geçmeli.

Size ikinci defa gideceğiz dendi mi?

Hayır.

öyle bir şey okudum ben.

Herkes kendi fikrini söylüyor. Kendi fikrini söyleyen kişilerin içinde bunu bırakmayalım, devam edelim diyenler de oldu. Dünyada örnekleri var. Nasıl olmuş barışlar? Böyle heyetler kurulmuş. Her iki tarafın da gözlemcisi olmuşlar. nedeniyse sulh için bir karar veriliyor; silah bırakılacak, anarşi durdurulacak… Bunun için gözlemciler olmaktadır. Acaba devlet sözünde duruyor mt.? Savaşan taraf sözünde duruyor metre?

Peki Hülya kadın bir akil insan olarak…

Bu ad aşırı manasız.

Bence güzel.

Bence bunun adı ‘sulh gönüllüleri’ olmalıydı.

Biliyorsunuz “barış Davası” yüzünden kişiler binlerce sene ceza yedi.

Ben ceza yemedim lakin gidip hesap verdim. Hakime anlatım verdim.

Akil insan olarak siz bu Kürt meselesinin neresindesiniz? Federasyon kurulsun metre? yok ise “Hayır, federasyon tarafında değilim, ben sadece barışın gelmesinden yanayım, türkiye bir tüm şekilde kalsın” mı? Siz bu savunduğunuz şeyin neresindesiniz?

Bir defa Türkiye’nin toprak şekilde bütünlüğünden yanayım. Kürt vatandaşlarımızla beraber yaşamaktan taraftarım. ama, sulh arasında yaşamaktan taraftarım. ancak eşitlik sağlanırsa barış olur. Eşit vatandaş olmaktan yanayım ben.

Hülya kadın, siz neresindesiniz bunun? örneğin, federasyon olsun mt.?

hiçbir yerinde değilim. natürel ki olmasın ben istemem. Ben kendi adıma istemem. Karşı tarafın talebi biz kendi kendimizi yönetelim diyorlar. Benim içinse Türkiye’deki tüm topraklar eşit olmalı. Orasını bir Kürt bölgesi şekilde görmemeliyim. Kürt’ü istanbul’da da görmeliyim, istanbulluyu orada da görmeliyim ve eşit görmeliyim. Benim için böyle. Daha farklı bir yerde düşünemiyorum.

Akil insan olduktan ve birkaç şey söyledikten sonra “hükümet yanlısı” şekilde anılmaya başladınız. Bu sizi rahatsız eden bir şey mi? olmadan “Hayır ben bir Türk vatandaşı şekilde üstüme azalma gösteren görevleri yapıyorum mu” diyorsunuz?

Ben kendimi öyle hissettim. Ben sorumluluk sahibi, vicdanı olan bir insanım ve Türkiye’de kişilerin değer verdiği bir insanım. 50 senelik bir birikimle çıkıyorum şahısların karşısına. Dolayısıyla hiç yandaşım, sağdaşım, soldaşım bunun gibi bir şey düşünmedim. ilk anda ben bunu anlatım ettim. Bu barış fikrini eğer öteki bir parti, ister MHP, ister CHP, kim olursa olsun yürüyün arkadaşlar hep birlikte biz bu işi halledeceğiz dendiği anda ben zaten en önde yerimi alırdım. Burada yandaşım devletin yanındayım, onun varlığını istiyorum, onun bütünlüğünü istiyorum, onu korumak istiyorum aşırı kıymetli benim için. Ben bunu anlatamadıysam anlatamamışımdır hediye, bilmiyorum.

gerçekte şunu söylüyorsunuz: “Ben diğer bir partiden de bana bu teklif gelse ben gene yapacaktım”.

erek bu. sulh sağlamak ve anayasal eşitlik istiyorum. Kürt bizim kardeşimiz, eşit olmak istiyorum ben. Benim kadar Diyarbakır’da yeni doğan bir bebeğin de hakları mevcut diye bakıyorum ben. insanı seviyorum ben.

Kızmıyor musunuz size “yandaş” dedikleri süre?

yoktur, kızmıyorum. çünkü diyorum ki bir gün herkes “barış” fikrine istikbal. nedeniyse doğru olan, varılması gereken sonuç bu.

Ben sizi yakından tanıyorum. Dışarıdan baktığımda benim kafamda her zaman “sosyal demokrat” bir Hülya Koçyiğit mevcut.

Benim hayat görüşüm o zaten. Ben sosyal adaletten yanayım. Sözüme başladığım dakikadan beri adaleti aradığımı söylüyorum. Vatandaşlar içinde adaleti arıyorum. Eşit değiliz, bu beni üzüyor. insanlar meselesinde ne kadar kolay karar verilebiliyor. Bu biraz yadırgatıyor beni. işte bir gün, inşallah aşırı geç olmayan bir gün gerçek sulh sağlanacak. bundan sonra terör bitecek, silahlar susacak ve bir arada anayasada da bir şekilde eşit yaşayabileceğiz. O gün ben görevimi yapmış bir kişinin huzuru içinde olacağım. O süre herkes “Vaktiyle benim bir ara kafam bunalmıştı fakat helal olsun” diyecek. “inandığı bir şeyi yaptı” diyecek.

Ben de barışa inanıyorum.

Ben yapmıyorum zaten bir şey. halk isterse olacaktır. ciddi olan halkın ne istediğini ölçebilmekti akil insanın görevi. Adının akil insan olmasının nedeni, evvela onu galiba Kılıçdaroğlu söylemiş. O oradan basının yakıştırdığı bir isim oldu. yok ise bir gönüllülük hikâyesi bu. Sen de olabilirsin, herkes olabilmektedir. Olmalı da zaten. Benim şu an bir figan atmam gerekiyorsa benim attığım çığlığa gelin siz de katılın, hep birlikte halledelim.

çarşamba günü Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda mükafat aldınız. ödül aldıktan sonra şöyle bir cümle kurdunuz. “Bu ödülü almak çok onurlu bir şey lakin kamu nedeni ile seçilmiş bir cumhurbaşkanından almak çok daha güzel bir şey”. şimdi böyle dendiğinde ben bu cümleyi okuduğumda şöyle bir duyguya kapıldım.” Bu da propaganda.

Değil. ilk defa Türkiye’de halkın oylarıyla seçilmiş cumhurbaşkanı dedim. Ben sebep böyle dedim?

sebep dediniz?

nedeniyse ben bir kamu sanatçısıyım. Benim yaptığım iş halk işi. Ve halkın oylarıyla ben bugüne geldiğimi bildiğim için halkın seçtiği bir insandan bu ödülü almaktan, yani halktan almaktan dolayı mutluyum demek istedim. Ben Süleyman Demirel’in elinden alsaydım da aşırı büyük haysiyet duyardım. “Efendiler; hepiniz milletvekili olabilirsiniz; bakan olabilirsiniz; dahası, Cumhurbaşkanı olabilirsiniz. ama sanatçı olamazsınız” diyen Atatürk döneminde yaşayıp, bu ödülü onun elinden alsaydım en büyük onur bu olurdu benim için. nedeniyse memleketimiz Cumhuriyeti devletinin en yüce makamı değil mi cumhurbaşkanlığı? Bunun daha üzeri bulunmamakta. O anda şunu demek istedim. Ben irticalen konuşurum. Ben bir halk sanatçısıyım. Sinema kamu sanatıdır. Sinema elitlerin sanatı değildir. Ve bugüne kadar halkın sineması oldu bu. Devlet son 20 senedir yardım ediyor ve biz daima kendimiz başardık. Ve onu da kamu seçmiş. O nedenle orada anmak istedim. Halkın ödülleri bu demek istedim. sebebiyse sayın cumhurbaşkanı bu ödülü takdim ederken; “ülkemiz Cumhuriyeti devleti ve milleti adına Türk sinemasına yaptığınız katkılardan dolayı size teşekkür ediyorum” dedi.

Türkiye’nin başkanlık sistemine geçmesini destekliyor musunuz?

Bir gün olabilmektedir. Zamanını bilemeyeceğim. ama bugün hazır değiliz diye düşünüyorum.

gerçekte tüm söylediklerinizden şunu anlıyorum. “Ben bana verilen sosyal bir görevi yerine getiriyorum. Ben halk sanatçısıyım ve bana verilen görevi yerine getirmekteyim”.

Toplumsal vicdanım beni harekete geçirtiyor. Toplumsal vicdanım bulunduğu için ben 50 senedir sinema yapıyorum. Sinemanın sadece bir eğlence vasıtası olmadığını, aynı sürede da eğitici olduğunu savunan bir insanım. Dolayısıyla bu ülkeye olan görevimi yapıyorum.

müşterilerini bu kadar yaftalanmasını doğru buluyor musunuz?

Doğru bulmuyorum, çok acımasız. çok aşırı çirkin. Bir kez peşin yargılı olmak kişiye yakışmıyor. insanla ilgili düşünce sahibi yapılmaksızın onun meselesi için bir beyanatta bulunmak kadar yakışıksız bir şey yoktur. Ben anneyim, çocuk yetiştiriyorum ve çocuklarımı yetiştirirken çocuklarıma herzaman ön yargılı olmamaları gerektiğini söylemişimdir. kullanmakta olanları giydikleri markalara göre yargılamamak gerektiğini öğretmişimdir hep.

Böyle sosyal bir göreviniz varken bir yanda da magazinin arasında çokça anıldınız. özellikle torununuz evlenince. üzüldünüz mü, bir sürü şey yazıldı.

insan dikkat çekici bir birikim sahibi olunca, belli bir yıl yaşayınca böyle şeylere hiç kıymet vermiyor. Duymuyorum, görmüyorum, nedeniyse gerçek bu değil. Ben çocuklarımın birbirlerine olan o pırıl pırıl bakışlarını görüyorum. Birbirlerini sevdiklerini biliyorum. Ve dolayısıyla o onu demiş, bu bunu demiş ben aldırmıyorum bu tarz şeylere.

iyi anlaşıyor musunuz damadınızla? iki oyuncu…

Anlaşacağız galiba. Bir araya gelince aileden çok iş konuşuyoruz, onu ayrım ettim. O iyi bir aktör. Tiyatroda da başarılı bir aktör. Olağanüstü bir ses tonu var. Onu koruması gerekiyor. Doğru seçimler yapması gerekiyor. şu an çok aşırı inandığı bir diziyi yapmaya devam ediyor. mühim ve çok çalışıyor. Neslişah sanki 40 yıldır evliymiş gibi ona çok aşırı destek veriyor. aşırı anlayış gösteriyor. inşallah becerirler.

Selim Bey’le siz herhalde bu piyasada bu kadar uzun zamandır evli kalan tek insansınız. diğer da bulunmamakta galiba.

Biz becerdik. Biz birbirimize emek verdik, saygı verdik, sevgi verdik. Biz birbirimizi tüketmeye değil, var etmeye çalıştık ve halen de çalışıyoruz.

çokta tatsız bir şey yaşadınız Gülşah’la ilgili umarım iyidir, iyi olduğunu okudum.

Söz tohumdur. “iyi tohum atın”a inanarak, iyi demek istiyorum. Ufacık bir kadın lakin çok aşırı güçlü. iyi olacağına inanıyorum.

Pazar

1

Mart 2015

0

COMMENTS

31 yıl önce çekti, şimdi izledi

Written by , Posted in Genel

Türk sinemasında “jet rejisör” namıyla tanınan yönetmen Çetin İnanç, 31 yıl önce çektiği “Vahşi Kan” filmini ilk kez izledi.

inanç, \”Fantasturka Türk işi Fantastik Filmler Festivali\”nde, 1983 yılında çektiği ve Cüneyt Arkın\`ın başrolünü oynadığı \”Vahşi Kan\” filmini izledikten sonra seyircilerin sorularını yanıtladı.

dönemin koşullarını anlatan inanç, \”Bu filmi 31 senedir seyretmemiştim. Yaptım, sinemalarda gösterildi, ilk kopyayı dahi seyretmedim. sebebiyse vaktim yoktu, haftada 4 film çekiyordum\” dedi.

\”O günün şartlarına göre iyi işler yaptık\”

inanç, ilk kez izlediği filmini beğendiğini anlatım ederek, o günkü şartlar dikkate alındığında kurgusu, resimleri, kamera hareketleri için \`\`Başkası yapsa elini sıkardım\`\` diye konuştu.

Filmi çekerken telsiz kullandıkları için tutuklandıklarını da söyleyen inanç, filmdeki başçavuşun gerçek başçavuş olduğunu, jandarma karakoluna götürüldüklerini, daha sonra ise başçavuşun filmde rol edinmeyi kabul ettiğini dile getirmiştir.

Avantür filmlere yönelik eleştirilere değinen inanç, kovboy filmlerinden dini filmlere, aksiyon filmlerinden erotik filmlere kadar, zamanın eğilimlerine göre 150 civarında film çektiğini bildirdi.

\”Benim Oscar aday adayı olmuş, Cannes\`a gitmiş filmlerim de var\” diyen inanç, \”73 yaşındayım, hala film projem mevcut. Kişiliğimi, sanatımı yansıtacak bir film daha çekemedim\” diye konuştu.

inanç, yaptığı her filmde iyi insan-kötü insan savaşına yer verdiğini söyledi. Filmlerin çoğunda hazır senaryonun olmadığını, doğaçlama çekildiğini de söz eden inanç, \”Bir emek mevcut, o günün şartlarına göre iyi işler ortaya çıkardık\” ifadesini kullandı.

\”iyi bir gerilim filmi memleketimiz\`de çok fazla izlenir\”

Festival kapsamında daha sonra yönetmen Hasan Karacadağ\`ın katılımıyla Dabbe Zehr-i Cin filmi gösterildi.

Karacadağ, filmin ardından, bugüne kadar yaptığı \”cin\” temalı korku filmlerinin gişede de başarı elde ettiğini söyleyerek, \”Birikmiş izleyiciyi tıpkı anda yakalama potansiyeli oldu. zaman içinde kızgın ve küskün izleyiciyi de yakaladık\” diye konuştu.

türkiye\`de çok fazla az korku filmi üretildiğini ve bunun ilgiye göre yetersiz kaldığını belirten Karacadağ, çekilen korku türündeki filmlerin çoğuna imza attığını söyledi.

Karacadağ, çektiği filmlerin kalite şekilde giderek iyileştiğini bildirerek, \”Kendi yaptığım filmleri beğenmiyorum. Henüz \`bu oldu\` dediğim bir film yapamadım lakin süreç içinde grafik şekilde iyiye gitti. Bunda memleketimiz\`de izleyici korku sinemasını yeni keşfetmesinin de etkisi oldu\” diye konuştu.

Cin temalı filmlerin seyirciyi de çektiğini ve bilhassa her filmin adında \”cin\” kelimesini geçirmesini \”üç harfli\” hurafesini yıkmak halinde anlatım eden Karacadağ, şunları dile getirdi:

\”Yaptığım filmlerden tatmin olmadığım için daima daha iyisi düşüncesiyle film çektim fakat sonlara gelmiş durumdayım. Biz bu işe başlarken \`Türkler vampirden, zombiden, kurt adamdan korkmaz lakin cinden korkar\` dedik. lakin şimdi olayı tersinden getirmeye çalışıyorum ve vampirle nasıl korkutabiliriz diye düşünüyorum. belli başlı unsurların dışına çıkmama fikrimi kırıyorum. Burada yeni bir şey olması lazım. çok iyi bir gerilim filmi türkiye\`de aşırı izlenir. \”

Tarkan, çeko, Zagor ve Mandrake yarın görülecek

Festivalin bugünkü programı, Ayhan fer\`ın da rol aldığı 1974 italya yapımı \”ölümün Nefesi\” filmlerinin gösterimiyle sona erecek.

Yarın ise \”Tarkan Altın Madalyon\”, \”çeko\”, \”Zagor Kara Bela\” ve \”Sihirbazlar Kralı Mandrake Killing\`in Peşinde\” filmleri parasız gösterilecek.

Gösterimlerin ardından çetin inanç, oyuncular Yılmaz Köksal ve Levent çakır, karikatürist Yener çakmak söyleşileri de gerçekleştirilecek.

Pazar

1

Mart 2015

0

COMMENTS

30 yıl sonra baba mirası

Written by , Posted in Genel

1984 yılında hayatını kaybeden Türk halk ozanı Muharrem Ertaş’ın mirası, mahkeme tarafından dört oğlu ve iki kızı arasında paylaştırıldı

1984\`ün Aralık ayında hayatını kaybeden Türk çalgı ve söz ustası, bozlak türünün en önemli isimlerinden Muharrem Ertaş\`ın mirası 30 yıl sonra paylaştırıldı. Miras 4 oğlu ve iki kızı içinde hisse edildi. Muharrem Ertaş, vefatıyla geriye oğulları Ekrem Ertaş, Necattin Ertaş, Ali Ertaş, Neşet Ertaş ile kızları Ayşe Ertaş ve Madiye Ertaş\`ı mirasçı bıraktı. Ertaş\`ın mirasçılarından oğlu Neşet Ertaş da 25 Eylül 2012\`de vefat etti.

NEşET ERTAş\`ıN PAYı VARiSLERE
Babasından aldığı eğitimle son yüzyılın en büyük ozanlarından bir tanesi olan ve Türk kamu Müziği\`nde bir ekol olarak kabul edilen oğul Neşet Ertaş da geriye eşi Niğar Leyla Ertaş, kızları Döne Ertaş, Canan Ertaş ile oğlu Hüseyin Ertaş\`ı mirasçı bıraktı. Babalarının vefatından tam 30 yıl sonra oğlu Ali Ertaş iki hafta öncelikle istanbul barış yasa Mahkemesi\`ne açtığı davayla mirasçılık işlemlerinin başlatılmasını istedi. Muharrem Ertaş\`ın mirasından 3 oğlu ve iki kızına 4 hisse, iki sene öncelikle vefat eden diğer oğlu Neşet Ertaş\`ın eşi ile iki kızı ve bir oğluna da birer hisse düştü.

Cumartesi

28

Şubat 2015

0

COMMENTS

10 yıl memurluk yapan biri nasıl emekli olur?

Written by , Posted in Genel

En az 10 yıl memurluk yapmış ve istifa etmiş biri SGK’ya başvurarak kesenek ve kurum karşılıklarını ödeyerek yani emekli sandığı iştirakçiliği devam ettirerek, memur emeklisi olabiliyor.

En az 10 sene memurluk yapmış ve daha sonra memurluktan ayrılmış bir şahıs, primlerini ödemeye devam etmesi biçiminde memur olarak emekli olabilir. Dolayısıyla 25 yıl çalışmak ve belirli bir yaşı doldurmak mecburiyetinde olan memur, en az 10 yılını bir eylem memur olarak çalışarak ve kesenekleri çalıştığı halk kurumu vasıtası ile ödenerek, kalan 15 sene kesenekleri kendi cebinden ödeyerek emekli olabilmektedir.

KiMLER YARARLANAMAZ?

Bu biçimde iştirakçiliğin devam etmesi için en önemli şartlardan bir tanesi memurluktan atılmamış, istifa ederek ayrılmış olmaktır. Memurluktan atılanlar, memur olmak için lüzumlu şartları kaybedenler bu uygulamadan yararlanamazlar. bununla birlikte, kendi keseneklerini ödeyerek emekli olacak memurların en az 10 sene memurluk yapmış olmaları koşul. 10 Yıldan daha kısa süre memur olarak görev yapanlar bu biçimde iştirakçiliklerini devam ettiremezler.

DERECEYE GöRE BELiRLENiR

Bu halde olup sigortalılıkları Emekli Sandığı\`na tabi olarak devam edeceklerin ödeyecekleri kesenek miktarı, memuriyetten ayrıldıkları zamanki kadrolarının karşılığı olan dereceye göre belirlenir. Kendi cebinden kesenek ödeyenlere her sene bir kademe, her üç yıl içinse bir derece verilir.

iKRAMiYEYi ARTıRMAZ

iştirakçilikleri devam edenlerin kendi ceplerinden ödeyecekleri kesenekler, emekli ikramiyesinin hesabında dikkate alınmaz. Yani şahıs emekli ikramiyesini ödediği primlerle yükseltemez. Emekli ikramiyesi, istifa etmeden önceki çalıştığı süreye göre hesaplanır. örnek olarak, 15 sene çalışıp emeklilik için gerekli sürenin geri kalanını kendi cebinden kesenek ödeyerek tamamlayan bir memurun emekli ikramiyesi 15 yıl üstünden hesaplanarak kendisine ödenir.

Emekli aylıklarında neden farklılık olmakta?

Emeklilerin maaşlarından katılım payı kesilir. Ay içinde hastaneye başvurmuşlar ve ya ilaç yazdırmışlar ise katkı payı kesintisi yapılmaktadır. Bu nedenle de emeklilerin maaşlarında farklılık olabilir. SGK çalışan sigortalılar için katkı payını muayene ve ya ilaç yazımı anında uygular. Aktif çalışan sigortalılar hastanede muaye ne olduklarında belirlenen katılım oranlarını eczanede öderler. ama SGK\`dan aylık almakta olanlar için katılım payları eczanede ödenmez, aylıklarından kesilir. Muayene katılım payı olarak 5 TL, özel hastaneye başvurulmuşsa 12 TL\`lik katılım payı emeklilerin maaşından kesilir. Emekli şayet o ay içinde 3 kez katılım payı ödeyecek biçimde hastaneye başvurmuşsa maaşından 15 TL kesilecektir.

altı AY arasında müracaat şart

Uygulamadan yararlanmak için, memuriyetten ayrıldıktan sonra en geç altı ay içerisinde SGK\`ya başvurmak zorunluluğu mevcut. Memuriyetten ayrıldıktan sonra altı ay içinde SGK\`ya başvurmayanlar ne yazık ki, bu haklarını kaybediyorlar. Kendi cebinden kesenek ödeyerek Emekli Sandığı\`na tabi iştirakçiliği devam edenler, keseneklerini toplu ya da aralıklı şekilde 6 aydan daha uzun süre ödemezlerse, iştirakçilikleri sona erer.

1 Ekim 2008 kriteri

1 Ekim 2008 sonrası ilk defa memur olanlar, bu uygulamadan yararlanamaz. Bu nedenle lakin 1 Ekim 2008\`den evvela ilk kez memur olmuş, memurluktan atılmamış, memurluktan ayrıldıktan sonra SSK\`lı ya da Bağ – Kur\`lu şekilde çalışmamış olanların bu hakkı var.

Cumartesi

28

Şubat 2015

0

COMMENTS

Asgari ücret ne kadar oldu 2015

Written by , Posted in Genel

2015 yılında çalışana verilecek asgari ücret için geri sayım başladı. Sendikalar asgari ücretin 1800 TL olması teklif etti. Çalışan yeni yılda ne kadar brüt ve net asgari ücret alacak.

Asgari ücretin belli olması için geri sayım başlanıyor. çalışanların 2015 yılında ne kadar brüt ve net maaş alacağının belirlenmesi için Meclis şu günlerde son çalışmalarını yapıyor. Peki evli 2 çocuğu olan, evli çocuğu olmayan çalışanlar ne kadar asgari geçim indirimi alacaklar?

Asgari ücretin dikkat çekici olması için mecliste çalışmalar başlanmıştır. Milyonlarca çalışan 2015 yılında asgari geçim indirimini ve asgari ücretin net/brüt ne kadar olcağını merak ediyor. DiSK, asgari ücretin net 1,800 lira olması gerektiğini belirtti.

işçiye verilecek 2015 asgari ücretlerin dikkat çekici olmasına sayılı günler kaldı. Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk çelik başkanlığında ilk celse geçtiğimiz günlerde yapıldı. Milyonlarca çalışan 2015\`te asgri ücrete yapılacak yeni zammı ve brüt maaşlarının netleşmesini bekliyor.

2015 yılında işçiye verilecek asgari ücretin belirlenmesi için ilk devir yapıldı. Asgari ücret tetkik Komisyonu, yeni asgari ücreti belirlemek üzere alışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk çelik başkanlığında dün ilk toplantısını yaptı. Milyonlarca çalışan ise 2015 yılında asgari ücretin brüt ne kadar olacağını merak ediyor.

Cuma

27

Şubat 2015

0

COMMENTS

2015 yılı için resmi tatil günleri açıklandı Heyecanla beklenen 2015 yılı için resmi tatil günleri açıklandı. Tatillerini şimdiden organize etmek isteyen tatilciler, programlarını aşağıda verilen tablodaki bayram ve resmi tatil günlerine göre yapabilirler. Peki 2015’te kaç gün tatil olacak? İşte o ayrıntılar…

Written by , Posted in Genel

Tatillerin 5 günü Cumartesi ve Pazar\`a geliyor. Ramazan ve Kurban bayramlarının son iki günleri Cumartesi ve Pazar, 30 Ağustos Zafer Bayramı da Pazar günü olacak.

2015 yılının resmi tatil günlerinin takvimi şöyle:

Yılbaşı:

1 Ocak 1025 Perşembe günü 1 gün tatil.

23 Nisan ulusal Egemenlik ve çocuk Bayramı:
1 günlük tatil Perşembe gününe denk geliyor.

1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü:
1 günlük tatil, Cuma gününe denk geliyor

19 Mayıs Atatürk\`ü Anma Gençlik ve spor Bayramı:
1 günlük tatil, Salı gününe denk geliyor.

Ramazan Bayramı:

Bayramın birinci günü 17 Temmuz Cuma gününe geliyor. 16 Temmuz Perşembe arefe günü yarım olmak üzere, toplamda 3.5 gün tatili olacak. Tatilin iki günü Cumartesi ve pazara denk geliyor.

30 Ağustos Zafer Bayramı:

Pazar gününe geldiği için yalnızca o gün mecbur mesaisi olanlar için tatil sayılacak.

Kurban Bayramı:

Bayram 24 Eylül Perşembe günü. 23 Eylül çarşamba günü yarım olmak üzere toplamda 4.5 gün tatil olacak. Kurban Bayramında da son iki gün Cumartesi ve piyasaya denk geliyor.

29 Ekim cumhuriyet bayramı:

28 Ekim çarşamba günü yarım, 29 Ekim tam gün olmak üzere toplamda 1.5 gün tatil.

Cuma

27

Şubat 2015

0

COMMENTS

Kenan İmirzalıoğlu 30 Bin TL’lik Ayakkabı Alışverişi Yaptı

Written by , Posted in Genel

Farklı tarzlarda 10 çift ayakkabı deneyen oyuncu, mağazadan yaklaşık 30 bin liralık alışveriş yaptı, aldığı her ürünün paket yapılmasını istedi.

 

Karadayı\`nın Mahir\`i Kenan imirzalıoğlu, dizide başrolü paylaştığı Bergüzar Korel\`in ablasının müdürlük yaptığı Nişantaşı\`ndaki mağazasında görüntülendi.

30 BiN TL\`LiK ALışVERiş YAPTı

farklı tarzlarda 10 çift ayakkabı deneyen oyuncu, mağazadan yaklaşık 30 bin liralık alışveriş yaptı, aldığı her ürünün paket yapılmasını istedi. imirzalıoğlu daha sonra mağaza arasında otomobilinin getirilmesini bekledi.

Perşembe

26

Şubat 2015

0

COMMENTS

Romantik aşık az daha sevgilisinin evini başına yıkıyordu

Written by , Posted in Genel

Hollanda’da kız arkadaşına serenat yaparak evlilik teklif etmek isteyen kişi, vinç kiralayınca olanlar oldu.

 

 

Hollanda\`da kız arkadaşına evlilik teklifi yapmak isteyen bir adam, bunun için vinç kiralayınca kazaya sebep oldu. Hollandalı adam, ıJsselstein şehrindeki kız arkadaşının penceresi önüne vinçle inerek serenat yapmayı planladı.

BiNANıN çATışıNA DüşTü
fakat vincin aniden düşmesi üzerine binanın çatısında büyük bir oyuk oluştu. Kimsenin yaralanmadığı olayın ardından evlilik teklifini yapan adamın, kazaya karşın \`evet\` cevabı aldığı belirtildi.

Perşembe

26

Şubat 2015

0

COMMENTS

300 Milyon Dolarlık Maç, 2 Mayıs’ta Yapılacak

Written by , Posted in Genel

Dünyanın en iyi iki boksörü olarak gösterilen Floyd Mayweather Jr ile Pacquiao, 2 Mayıs’ta karşılaşacak. Maçın cirosu 300 milyon dolar civarında olacak.

 

deneyimli kariyerinde hiç kimseye yenilmeyen ve şu anda dünya sporunun en iyi ele geçiren ismi olan Floyd Mayweather Jr, yıllardır beklenen süper dövüşün müjdesini verdi. 37 yaşındaki Mayweather, yayınladığı \”Pacquiao ile dövüşecek miyim, kesinlikle\” mesajıyla tüm dikkatleri üzerine çekerken, 5 yıldır yapılması beklenen dövüş için Pacquiao\`ya meydan okudu.

35 yaşındaki Filipinli efsane ise geçen ay Chris Algeiri\`yi yendiği maçın ardından Mayweather\`la dövüşme isteğini tekrar dile getirmişti.CiRO 300 MiLYON DOLAR CiVARıNDA OLACAK

2 Mayıs\`ta karşı karşıya gelmesi beklenen iki ünlü boksörün bu kapışmasının bilet ve yayın haklarından ortaya çıkacak cironun 300 milyon dolar civarında olması bekleniyor.

iki boksörden özellikle Floyd Mayweather memleketimizde yakından tanınan bir ad. Kazandığı milyonlarca doları yatağının üstüne serip fotoğraf çektiren ve bunu ınstagram\`da yayınlayan Mayweather, yüksek fiyatlı otomobillerini ve sevgililerini dünyaya duyuru etmekten büyük haz alıyor. Mayweather, Galatasaraylı Melo\`nun misafiri olarak geçtiğimiz Eylül ayında türkiye\`ye de gelmişti.